
Anayasa Mahkemesinden Evlilik Sonrası Kadının Nüfus Kaydına İlişkin Önemli Karar
Anayasa Mahkemesi, evlenen kadının nüfus kaydının kocasının hanesine taşınmasını öngören düzenlemenin Anayasa'ya aykırı olmadığına karar verdi. Kararın çoğunluk ve karşıoy gerekçeleri kadın-erkek eşitliği ve aile hukukunda eşitlik açısından önemli değerlendirmeler içeriyor.
Anayasa Mahkemesi, evlenen kadının nüfus kaydının kocasının hanesine taşınmasını öngören düzenlemenin Anayasa'ya aykırı olmadığına karar verdi. Kararda, nüfus kayıtlarının niteliği, kadın-erkek eşitliği, aile hayatı ve eşler arasındaki eşitlik ilkeleri bakımından önemli değerlendirmelere yer verildi.
Anayasa Mahkemesi, 4 Haziran 2026 tarihli ve E.2025/216, K.2026/128 sayılı kararıyla, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 23. maddesinde yer alan "Evlenen kadının kaydı kocasının hanesine taşınır." hükmünün Anayasa'ya uygunluğunu inceledi.
Başvuruyu yapan mahkeme, söz konusu düzenlemenin başta kadın ve erkek arasındaki eşitlik ilkesi olmak üzere Anayasa'nın çeşitli hükümlerine aykırı olduğunu ileri sürerek iptalini talep etti.
Anayasa Mahkemesine Taşınan Düzenleme
5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 23. maddesinin ikinci fıkrasında, evlenen kadının nüfus kaydının kocasının hanesine taşınması öngörülmektedir.
Somut norm denetimi yoluyla yapılan başvuruda, bu düzenlemenin kadın ve erkek arasında cinsiyete dayalı bir farklılık oluşturduğu ve özellikle Anayasa'nın eşitlik ilkesi ile ailenin eşler arasında eşitliğe dayanması ilkesi bakımından değerlendirilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Anayasa Mahkemesi ise öncelikle, kocası ölen kadının nüfus kaydına ilişkin aynı fıkrada yer alan diğer düzenlemelerin somut uyuşmazlıkta uygulanma imkânı bulunmadığı sonucuna ulaşmış ve incelemeyi yalnızca evlenen kadının kaydının kocasının hanesine taşınmasını öngören hüküm ile sınırlı tutmuştur.
Anayasa Mahkemesinin Çoğunluk Görüşü
Anayasa Mahkemesi çoğunluğu, düzenlemenin Anayasa'ya aykırı olmadığı sonucuna ulaşmıştır.
Çoğunluğun değerlendirmesinde öncelikle nüfus kütüklerinin niteliği üzerinde durulmuştur. Buna göre nüfus kütüğü, kişilerin kimliğini doğrudan belirleyen bir sistem olmayıp esas itibarıyla devlet tarafından tutulan idari bir kayıt sistemidir. Nüfus kayıtlarının temel amacı kişilerin kimlik, aile bağları ve medeni hâllerine ilişkin bilgilerin düzenli biçimde tutulmasını ve kamu hizmetlerinin sağlıklı şekilde yürütülmesini sağlamaktır.
Bu çerçevede kanun koyucunun nüfus kayıtlarının hangi esaslara göre tutulacağı konusunda belirli bir takdir yetkisine sahip olduğu kabul edilmiştir.
Mahkeme çoğunluğuna göre, evlenen kadının kaydının kocasının hanesine taşınması, kadının dış dünyadaki hukuki veya toplumsal kimliğini doğrudan ve belirleyici biçimde değiştiren bir düzenleme değildir. Ayrıca nüfus kütüğünün gizli olması ve kimlik belgelerinde aile kütüğüne ilişkin bu bilgilere yer verilmemesi de değerlendirmede dikkate alınmıştır.
Bu nedenle düzenlemenin hukuk devleti, eşitlik, kişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve ailenin korunması ilkelerine aykırılık oluşturmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Karşıoylarda Kadın-Erkek Eşitliği Vurgusu
Kararın dikkat çekici yönlerinden biri, çoğunluk görüşüne karşı yazılan karşıoylardır.
Karşıoy sahipleri, düzenlemenin kadın ve erkek arasında doğrudan cinsiyete dayalı bir farklılık oluşturduğunu belirtmiştir. Zira kadın evlendiğinde nüfus kaydı kocasının hanesine taşınırken, erkek açısından aynı yönde bir zorunluluk bulunmamaktadır.
Karşıoylara göre aynı hukuki durumda bulunan kadın ve erkek arasında bu şekilde farklı bir hukuki statü oluşturulması, Anayasa'nın 10. maddesinde güvence altına alınan kanun önünde eşitlik ve kadın-erkek eşitliği ilkesi bakımından sorun oluşturmaktadır.
Nüfus Kaydı Sadece Teknik Bir İşlem midir?
Karşıoyların en önemli eleştirilerinden biri, nüfus kaydının yalnızca teknik ve idari bir kayıt sistemi olarak değerlendirilmesine yöneliktir.
Karşıoylarda, nüfus kayıtlarının kişilerin aile bağları, medeni hâlleri, soy bağları ve diğer temel hukuki durumları hakkında resmi bilgiler içerdiğine dikkat çekilmektedir. Bu nedenle devletin kişileri nüfus sistemi içerisinde hangi esaslara göre konumlandırdığı, yalnızca teknik bir kayıt meselesi olarak değerlendirilemez.
Bu yaklaşım bakımından, kadının evlenmeden önce baba hanesinde, evlendikten sonra ise kocasının hanesinde kayıtlı olmasını öngören sistemin, kadını erkek aile üyeleri üzerinden tanımlayan geleneksel ve ataerkil anlayışın bir yansıması olduğu ileri sürülmektedir.
Anayasa'nın 10. ve 41. Maddeleri Bakımından Değerlendirme
Karardaki karşıoyların önemli bir bölümünü Anayasa'nın 10. ve 41. maddeleri oluşturmaktadır.
Anayasa'nın 10. maddesine göre kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet ise bu eşitliğin yaşama geçirilmesini sağlamakla yükümlüdür.
Anayasa'nın 41. maddesinde ise ailenin eşler arasında eşitliğe dayandığı açıkça belirtilmektedir.
Karşıoylara göre bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde, aile hukukunda veya aile ilişkilerinin resmi kayıtlara geçirilmesinde erkeği merkeze alan ve kadını erkeğin hanesine bağlayan bir sistemin sürdürülmesi eşitlik ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
Ailenin korunması amacı, kadın ve erkek arasında eşitsizlik yaratan bir düzenlemenin gerekçesi olarak kullanılamaz.
Ölçülülük İlkesi Bakımından Eleştiri
Karşıoylarda ayrıca düzenlemenin ölçülülük ilkesi yönünden de değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Nüfus kayıtlarının düzenli tutulması, aile bağlarının gösterilmesi ve kamu hizmetlerinin etkin biçimde yürütülmesi meşru amaçlar olmakla birlikte, bu amaçlara ulaşmak için kadının zorunlu olarak kocasının hanesine geçirilmesinin gerekli olmadığı ifade edilmiştir.
Buna göre aile bağlarının gösterilmesi, kadın ve erkeğin bağımsız bireysel kayıtlarının birbirleriyle ilişkilendirilmesi yoluyla da mümkün olabilir.
Dolayısıyla karşıoylara göre, aynı amaca kadın ve erkek arasında daha az farklılık yaratan bir yöntemle ulaşılabiliyorsa, mevcut düzenlemenin ölçülü olduğu söylenemez.
Uluslararası Hukuk Açısından Değerlendirme
Karşıoylarda uluslararası insan hakları hukukuna da atıf yapılmıştır.
Bu kapsamda özellikle Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW), Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin aile adı ve medeni statü konusundaki kararları dikkate alınmıştır.
Özellikle Ünal Tekeli/Türkiye kararına atıf yapılarak aile hukuku alanındaki geleneksel uygulamaların kadın ve erkek arasında farklı muamele yapılmasını tek başına haklı kılamayacağı vurgulanmıştır.
Karşıoylarda ayrıca çeşitli Avrupa ülkelerinde aile veya hane merkezli kayıt anlayışından birey merkezli kayıt sistemlerine doğru bir dönüşüm yaşandığına dikkat çekilmiştir.
Kararın Sonucu
Anayasa Mahkemesi çoğunluğu, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 23. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Evlenen kadının kaydı kocasının hanesine taşınır." cümlesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine karar vermiştir.
Buna karşılık karşıoylarda, düzenlemenin kadın ve erkek arasında cinsiyete dayalı ve haklı bir nedene dayanmayan farklılık oluşturduğu; özellikle Anayasa'nın 10. ve 41. maddelerinde güvence altına alınan eşitlik ilkelerine aykırı olduğu savunulmuştur.
Sonuç ve Değerlendirme
Kararın temel tartışması, nüfus kaydının yalnızca teknik bir idari kayıt olarak mı, yoksa kişinin hukuk düzenindeki statüsünü ve toplumsal konumunu da etkileyebilen bir araç olarak mı değerlendirilmesi gerektiği noktasında yoğunlaşmaktadır.
AYM çoğunluğu, düzenlemenin esas itibarıyla nüfus kayıtlarının tutulmasına ilişkin teknik bir düzenleme olduğu ve kadının hukuki statüsünü doğrudan etkilemediği kanaatine varmıştır. Karşıoylar ise devlet tarafından tutulan resmi kayıtların kadın ve erkek arasındaki hukuki eşitliği yansıtması gerektiğini, kadının evlilikle birlikte kocasının hanesine geçirilmesinin tarihsel olarak erkek merkezli aile anlayışını devam ettirdiğini ve bu nedenle eşitlik ilkesi bakımından anayasal denetime tabi tutulması gerektiğini savunmuştur.
Bu yönüyle karar, yalnızca nüfus kayıtlarının tutulmasına ilişkin teknik bir mesele olmaktan öte, kadın-erkek eşitliği, aile hukukunda eşlerin eşitliği, ayrımcılık yasağı ve devletin toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlama yükümlülüğübakımından önemli anayasal tartışmalar içermektedir.